14 Aralık 2017 Perşembe
BESOG NEDİR?
İLETİŞİM FORMU
KÜNYE
Mobil Bölüm
FORUM
ÜYE GİRİŞİ
  • Online Satış
GÜNCEL
BEŞKÖY GÜNCEL
İLÇEMİZDEN
BİLİM TEKNOLOJİ
YURTTAN
KÜLTÜR SANAT
SİYASET
EKONOMİ
SPOR
YAŞAM
 DİĞER
Ana Sayfa Video Galeri Foto Galeri
ANA SAYFA  / Eğitim

M. NİHAT MALKOÇ ÖĞRETMENLER ARASI ANI YAZMA YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLDU


M. NİHAT MALKOÇ ÖĞRETMENLER ARASI ANI YAZMA YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLDU

M. NİHAT MALKOÇ ÖĞRETMENLER ARASI ANI YAZMA YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLDU

Arkadaşına Gönder Yazı boyutunu büyütmek için       
 25 Kasim 2017 00 : 48 

M. NİHAT MALKOÇ ÖĞRETMENLER ARASI ANI YAZMA YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLDU

Ömürleri eğitim-öğretim yaşantılarıyla yoğrulmuş öğretmenlerimizin bu hayat tecrübeleri ışığında birbirinden farklı, renkli ve güzel hatıralarını gün yüzüne çıkarmak; öğretmenlik mesleğinin gerek hüzünlü, gerek ders verici, gerekse nükteli zamanlarını dinleyicilerle/okuyucularla buluşturmak; insan temelli bu mesleğin hisse dayalı, fedakarlık içeren, gözlemsel ve bilimsel yönlerini kamuoyunun dikkatine sunmak amacıyla Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve Ortahisar Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle, 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlama etkinlikleri kapsamında Öğretmenler Arası Anı (Hatıra) yazma yarışması düzenlendi. Öğretmenler arası anı (hatıra) yazma yarışması için “Eğitim Heybemde Biriktirdiklerim” konusu belirlendi. Trabzon İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı tüm resmî/özel eğitim kurumlarının öğretmenleri/ idarecileri, eğitim- öğretimdeki yaşantılarını ve tecrübelerini güzel Türkçemizin imkânlarını kullanarak anı (hatıra) şeklinde yazmaları amaçlandı. Yarışmaya değişik okullardan onlarca öğretmen katıldı.  24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve Ortahisar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün ortaklaşa düzenlediği "Eğitim Heybemde Biriktirdiklerim" konulu öğretmenler arası anı yazma yarışması sonucunda birinciliği "Simerenya" rumuzu ve "Yol Endişeleri yahut Kışın Ardı Bahardır" adlı hatıra yazısıyla İMKB Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni M. Nihat Malkoç kazandı. İkinciliği ise Arsin Cumhuriyet Ortaokulu Öğretmeni Esra Atasoy elde etti. Bener Cordan Ortaokulu Öğretmeni Rahşan Seymen Üçüncülük ödülüne layık görüldü. Yine aynı yarışmada Büyük Liman İlkokulu Öğretmeni Elif Güney'le Of Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğretmeni Miktat Aktaş Mansiyon ödüllerine layık görüldüler. M. Nihat Malkoç'un birincilik ödülüne layık görülen "Yol Endişeleri yahut Kışın Ardı Bahardır" adlı hatıra türündeki yazısını dikkatlerinize sunmak istiyoruz.

YOL ENDİŞELERİ YAHUT KIŞIN ARDI BAHARDIR

Her Tarafta Yükseklik, Her Tarafta Issızlık...

Karakış, o sene bir acelesi varmışçasına, çok erken bastırmıştı. Zigana'nın eteklerinde zemheri soğuğu adeta nefesleri donduruyordu. Gökyüzü kurşunla örtülüydü sanki. İnatçı bulutlar, bir harami misali güneşin önüne dikilmişti. Soğuktan buz tutmuştu her yer. Bu ahvâl ve şerait içinde mütebessim bir güneşin şefkat ve merhametine ne kadar da muhtaçtım. Üstâd'ın "Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;/Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar" dizelerinin vehminin gölgesinde ilk görev yerim olacak Gümüşhane'ye varma emelindeydim. Yolda olmak hedefe varmanın ilk basamağıydı. Kor ateşten daha kızgın yol düşünceleri çepeçevre sarmıştı belleğimi. Dağları aşan kıvrım kıvrım yollar, bayırlar bizi bekliyordu. Umuda yolculuktu bizimkisi. Çileli bir ömrü geride bırakıp aydınlık bir geleceğe yol almaktı kutlu hedefimiz. Yine de yüreğimin bir tarafını bırakıyordum geride. Besbelli ki canın canandan ayrılması hiç de kolay olmayacaktı. Hüzünle ve coşkuyla dolan kalbim, heyecandan yerinden çıkacak gibiydi. Bir yanım geniş ova, öbür yanım uçurumdu sanki.  ‘Ömür baştan sona bir yolculuktan ibarettir zaten.’ sözüyle teselli buluyordum. Zira ana rahminde başlamıştı yolculuk. Doğumla ebet arasında bir ince çizgide gitmekti hayat. Dıştan içe, kendinden kendine yolculuktu ömür dediğimiz. Bu da yolun yeni bir etabıydı.  Kışın aman vermediği zamanlardı. Bu karda kışta yola çıkmak zor olsa da, bir an evvel gitmeliydim yolumu gözleyenlere. Dağların ardındaki yavruların körpe zihinlerini karanlıklardan kurtarıp aydınlatmak kutsal bir görevdi. Eğitim, kar kış dinlemezdi zira. Bu duygularla düşmüştüm karlı yollara. Zigana’nın eteklerinde yoğun bir kar yağışı, tipi ve boran olsa da içimdeki muhabbetin sıcağı, yollardaki buzu ve saçaklardaki karı eritmeye yeterdi.  Zigana'nın kar ve buzla kaplı dik yokuşlarından çıkarken Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu dizeleri dökülüyordu dudaklarımdan: “Ellerim takılırken rüzgârların saçına/ Asıldı arabamız bir dağın yamacına/Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,/Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!/Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,/Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar/ Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu/Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu./Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince/ Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince” İşte bu duygularla Gümüşhane'ye varmıştım melâle gebe bir akşam üstü.

Hayatın Hakikati: "Üryan Geldim Gene Üryan Giderim"

Taşrada stajyerlik sadece kağıt üzerinde bir lâf-ı güzaftır. Okula ayak bastığınız günün ertesi bir öğretmen masasında bulursunuz kendinizi. Nitekim bizimkisi de aynen öyle olmuştu. Karşımda meraklı gözlerle beni baştan aşağı süzen öğrencilerim vardı.  Öğle paydosunda okulun pansiyonunda Kelkit menşeli pilav üstü kuru fasulye karşıladı bizi. Meraklı bakışlar üzerimizde odaklanmıştı. Bu durumdan hiç şikayetçi değildik. Ev aramaya gerek kalmamıştı. Zira okulun pansiyonunda üç öğretmen arkadaş beraberce kalıyorduk. Arkadaşlardan biri benim gibi şiir ve halk müziği meraklısıydı. Sabah kalkar kalkmaz sazını eline alır, Karacaoğlan'dan koşmalar söylerdi. "Üryan geldim gene üryan giderim/Ölmemeye elde fermanım mı var?/Azrail gelmiş de can talep eyler/Benim can vermeye dermanım mı var?" sözleri seher vakti gönül duvarlarında yankılanıp dururdu.

Gönül Gözüyle Gören Sabri'nin Sabrı Selâmet Oldu

O zamanlar Gümüşhane Lisesi'nde Sabri isimli Ağrılı âmâ bir öğrencimiz vardı. Gönül gözüyle gören Sabri, büyük bir azim ve gayretle memleketinden uzakta istikbal mücadelesi veriyordu. Ekonomik durumları hiç de iyi değildi. Fakat bunu kısmen de olsa birlikte aşmıştık. Kanaatkâr bir insan olduğu için karnını doyurması ve barınması ona yetiyordu.  Arkadaşları önceleri Sabri'den uzak durmayı yeğliyordu. Çünkü o görme engelliydi. Fakat onun çok çalışkan, sevgi dolu ve sosyal bir insan olduğunu fark ettiklerinde bu dışlayıcı tavırlarından vazgeçtiler. Etütlerde her akşam bir öğrenciyi Sabri'nin yanına gönderiyor, Sabri'nin istediği kitabı okuması için görevlendiriyordum. Aynı sınıfta oldukları için beraberce çalışıyorlardı. Hatta Sabri'yle birlikte çalışanlar derslerde en yüksek puanı alıyordu.  Sabri gece gün demeden çalıştı. Okulu birincilikle bitirdi. Üniversite sınavından yüksek bir puan aldı. Sabri üç yıllık çalışmasının semeresini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak almıştı. Sabri'nin bu başarısını gazetedeki köşemde yazınca kendisi çok mutlu olmuş, duygulanmıştı. Ah Sabri şimdi kim bilir nerelerde yeni zaferlere imza atıyorsun.

Bardak Yiyen Hüsamettin'in Yüreği ve Can Kırıkları

Öğrencim Hüsamettin "Taşı sıksa suyunu çıkarır" deyiminin canlı bir örneğiydi. Fakat her gününe en az bir vukuat düşerdi. Dik başlı ve asiydi. Nerde bir aykırı iş varsa mıknatıs gibi onu kendine çekerdi. Buluttan nem kapardı. Öfke ile kalktığı için sürekli zararla otururdu. Keskin sirke gibi hep kabına zarar verirdi. Öfkelenince aklı uçup giderdi. Disiplin kurulunun müdavimlerinin başında geliyordu. Disiplin kurulu ona çalışıyordu dersek yeriydi. Hüsamettin tam bir şovmendi. İlgi çekmek ve gündemde kalmak için her şeyi yapıyordu. Hatta arkadaşlarıyla iddialaşarak ince belli çay bardağını kıtır kıtır yiyordu. Bu tehlikeli şovuyla okulda sözde bir efsaneye(!) dönüşme yolundaydı. Zira milletin dilindeydi. Günler günleri kovaladı. Bu böyle olmayacaktı. Zira cezalar caydırıcı olmuyordu. Bir şeyler yapmalıydık. Hüsamettin'i yakın takibe almaya karar verdim. Önce bulunduğu sınıfın başkanı yaptım onu. Daha sonra zaman zaman kantinde çay ve tost ısmarladım ona. Karşıma alıp defalarca konuştum kendisiyle. Fakat bir nasihat havasında değil, eşit şartlarda bir söyleşi havasında. Ben bir söyledimse ona iki söyleme fırsatı verdim. Hatta pansiyonda onun seçtiği bir grup öğrenciyle etüt sonrası kısa sohbetler ettik. "Gönül Sohbetleri" adını verdik bunlara. Bir zaman sonra kendim geri çekilerek Hüsamettin'i öne sürdüm. Hüsamettin gün boyu akşamki sohbetlere hazırlanmaya başladı. Öğrencilere bir abi vasfıyla hayattan dersler anlattı. Okulun belâlısı Hüsamettin, o sene ikinci dönem hem teşekkür hem de onur belgesi aldı.  Aslında Hüsamettin, bu aykırı davranışları değer görmediği, adam yerine konulmadığı için yapıyordu. Sorumluluk alınca ve kıymet görünce pırıl pırıl olan yüreğinin üzerindeki tozlar şefkat ve merhamet rüzgârıyla uçup gitti. Böylelikle gerçek cevher ortaya çıktı. Demek ki bazen küçük dokunuşlar bir insanın hayatında köklü değişikliklere kapı aralayabiliyor.

Hayatın Kör Kuyularında Işığa Hasret Kalan Yusuf'un Gözyaşları

Pansiyonumuzda ortaokul ve lise öğrencileri beraber kalıyordu. Bir gece yoklama alırken Yusuf'un yatağında olmadığını gördüm. Her zaman yoklamada hazır bulunan Yusuf bu gece odasında değildi. Oysa akşam yemeğinde vardı. Vicdanî sorumluluğumuz gereği endişelendim; hatta biraz da korktum. Pansiyonun dört bucağını aradım. Fakat Yusuf'u bir türlü bulamadım. En son mescide bakmak geldi aklıma. Mescidin kapısını açtığımda Yusuf'un secdede hüngür hüngür ağladığını gördüm. Mendilimi çıkarıp yanaklarından akan o sımsıcak gözyaşlarını sildim. Niçin ağladığını, neye üzüldüğünü sordum. Meğer bizim Yusuf 15 gün önce, canından çok sevdiği babasını kaybetmiş. Annesi ve üç kardeşiyle yetim kalmış zavallı. O an, 'Benim niçin bundan haberim yok' diye adeta kendimden nefret ettim.  O hengâmeli günden sonra Şiranlı Yusuf'la öğretmen öğrenciden öte abi-kardeş gibi olduk. Boyu hayli uzun olan Yusuf'un hayata tutunması için onu basketbola yönlendirdik. Hayırseverlerle arasında gönül köprüsü kurduk. Böylelikle bütün ihtiyaçları karşılandı. Yusuf kısa zamanda okul takımının kaptanı oldu. Erzurum'da yapılan bölge müsabakalarında okuluna şampiyonluk kazandırdı. Bu başarıdan sonra, onun uzağında durmayı tercih edenler, etrafını sarar oldu. Daha sonra da Beden Eğitimi Bölümünü kazandı. Böylelikle hayatın kapkaranlık bir köşesine itilen bîçare bir çocuğu tekrar umut güneşiyle tanıştırdık.

 
Haber : bha
Bu Haber 466 defa okundu
 Paylaş
 
Anahtar Kelimeler :

Yorumlar
YORUM EKLE
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış

.
İlgili Haber
Psikolog Sabahat Yazıcı İstanbul Psikolojik Danışmanlık hizmeti vermeye başladı
M. NİHAT MALKOÇ ÖĞRETMENLER ARASI ANI YAZMA YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLDU
İdris İSPİROĞLU Hocamız yazdı EĞİTİM GÖNÜLLERE DOKUNMAKTIR’
İdris İspiroğlu Niğde Fen Lisesine tayın oldu
DOĞRU CEVAP EREĞLİ’DE HİZMET VERMEYE BAŞLADI
Beşköy konuklu mahallesinde icazet merasimi sona erdi
KAMPANYA DUYURUSUDUR...
Sinan Nural Alicebioğlu hocamız KUR’AN DA MUTTAKİLERİN VASIFLARINI yazdı
.
Köşe Yazarlarımız
Çok Okunanlar
BUGÜN BU HAFTA BU AY

Yorumlananlar
» HAFIZ .MUSTAFA KIROĞLU RAHMETLİ OLDU
» ÖLÜM VE BAŞSAĞLIĞI
» HarahuşOğlu Nihat YILMAZIN Annesi rahatsizlanarak Sürmene Devlet Hastanesinde kaldırıldı
» Seyfi AYDIN 'in oğlu Rahatsizlanarak Hastaneye Kaldırıldı
» Yusuf Likoğlu Kalça Protez ameliyatı oldu
» koprübaşi beşköy pınarbaşı mah kabuloğlu aydin kaldırım evleniyor
» İdris İspiroğlu yazdı NEYE KARŞISINIZ
» KÖPRÜBAŞİ BEŞKÖY KÜCÜKDOĞANLI MAH KAPTANIN TORUNU MERVE GÜLDAL EVLENİYOR
» GEBZE BEŞKÖY DERNEK BAŞKANI MUSTAFA TÜRKOĞLU VE YÖNETİMİ KURUŞOĞLU ŞÜKÜR BEY İ ZİYARET ETTİ
» ARAMIZDAN AYRILANLAR
 
HAVA DURUMU

SİTE İSTATİSTİK
  İstatistik
  Dün : 19175
  Bugün : 515
  Toplam: 48291746
   Şuan Çevirimiçi:

 65 konuk,

 

 

 

Sosyal ağlarda Beşköyü takip et
Copyright © Beskoyluyuz.biz
  ALFABİM MEDYA ve BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ